29 Aralık 2015 Salı

bize yakışmaz

"bize yakışmaz."

bi' whatsapp konuşmasında, aslında çok da alakasız bi' konuda söylediğin bu cümle zihnimde hacminden büyük yer kaplıyor. senin, senle beni biz olarak görüp kurduğuna kendimi inandırdığım için olabilir.

aynı şeyi, 26 temmuz günü büyükada'ya giderken bindiğimiz vapurda da hissetmiştim. yaklaşık on kişi binilen vapurda, senle ben haricindeki sekiz kişinin alt katında, bizim ise üst katında adaya gittiğimiz vapur.

canım demiştin, simit istedi. simitçiden alacaklısıymışım gibi aldığım simitleri hatırlıyorum. şimdi anlıyorum ki; vapurun korkuluklarından denize bakarken martılara attığımız o simitler, o anın zekatıymış. o an zekatı farz olacak kadar kıymetli bir anmış.

ben, sen canım istedi deyince biraz heyecan yapmış olacağım ki, simiti biraz fazla almışım. yiyemediğimiz ve martılara attıklarımızdan artanları bana taşıtmıştın. ki daha sonra büyükada'da bisiklete binerken sen de benim cüzdanımı çantana koymuştun. eşitlemiştin yani durumu bi' nevi. 

o günden kalan bir fotoğraf var. gerçi ben o fotoğrafı biraz kırpmış olabilirim, sadece biz varmışız gibi. mesele bu değil şimdi. o günden kalan bir fotoğraf var sonuçta. fotoğrafta sen varsın, ben varım, bisikletler var. senin bisikletinin sepeti var. sepette duran iki su şişesi var, ki suyu da ben istemeden içerim diye sen almıştın. şişelerin yanında çantan var. çantanda benim de cüzdanım var. cüzdanımın senin çantanda durması bana bugün bile doğa üstü bir olaymış gibi geliyor. belki de detay bile sayılmayacak kadar küçük olan bu şeyler birleşiyor birleşiyor, ortaya dünyanın bütün güzelliklerini kıskandıracak kadar güzel bir gün ortaya çıkarıyor. 

sanki bi' yere giderken cüzdanımı hep sen taşıyormuşsun gibi. saçma ama insan avunmak istesin, avunacak şey muhakkak buluyor. 

26 temmuz 2015, adaya on kişi gidilen ama bakınca sadece ikimize özel anları olan bi' gün olarak duruyor benim hafızamda. eminim ki; senin hafızanda herhangi bir yeri yok. ve o güne benzer bir günün, benzerini de geçtim, seni bi' daha görebileceğim herhangi bi' günün dahi yaşanma olasılığı çok düşükken aklıma şu cümle geliyor;


"hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."






26 Eylül 2015 Cumartesi

efkârlıyım abiler

iki gün önce "bir rüya bir insanı ne kadar dağıtabilir?" sorusuyla karşılaşacağımdan habersizdim, karşılaştım ve cevabını vermem iki gün sürdü. di'li geçmiş zamanla konuşmak ne kadar doğru bilmiyorum zira cevabı daha bitirebilmiş değilim. cevap tam değil çünkü henüz bitmiş değil ama gidiş yoluna göre puan alırsam dağılma hususunda çan eğrisini epey bir yükselteceğim, orası kesin. 

"hafıza lanettir." 

hafızanız ne kadar kuvvetliyse eliniz o kadar güçlüdür, kendinize zarar vermeniz için. hatırladığınız her hatıra kendi kafanıza dayadığınız silahın şarjörünü doldurur. misal; birlikte geçirdiğimiz son gün seni havaalanına götüren taksinin plakasının benim beynime saplanan kurşundan bir farkı kalmaz, ya da sahilde otururken boğaza yakamoz gibi çarpan güzelliğinin. ki bu tek başına bir şarjörü doldurmaya yeter aslında. 

buna bir de görülen rüyalar eklenirse zehir daha hızlı karışır kana. her gece başınızı yastığa koyarken "ya yine görürsem" korkusuyla "keşke yine görsem" isteği büyük bir meydan savaşına girişir. 

ve bu savaşı ancak senin bir gülümsemen durdurabilir. 

gerisi sâfi hüzün. 

bunun rüya olmasının hiçbir önemi yok. zira ben, henüz kabuğundan dışarı çıkmamış bir çocuğun babasının her sözüne inandığı gibi inandım beşiktaş'taki ağaçlı yolda el ele yürüdüğümüze, yorulup oturduğumuzda başını omzuma koyduğuna, bana gözlerini kapatarak sarıldığına. 

bunların hiçbirinin bundan sonraki gecelerde başlayacak savaşların sebebi olacağından haberim yoktu. savaşın çıktığını savaş meydanında öğrendim. bir tarafta tekrar rüyamda görürsem tedirginliği, diğer tarafta yine görsem de üç yıl uyanmasam isteği.

dedim ya, savaşın çıktığını savaş meydanında öğrendim ama hiç korkmadım bu savaştan. çünkü ateşkes senin bir gülümsemene bakardı ve sen rüyalarda çok güzel gülerdin, illaki gülerdin. rüya bu ya, hem de bana gülerdin. 

bizim gibi hafızasından ya da bilinçaltından -adına ne derseniz deyin- kaçamayan adamların sığınacağı tek bir liman vardır, uyumayı başarabilirsen uyku.

eğer orda da sen varsan, zeki müren bugüne kadar hiç yalan söylememiş demektir. 

rüyalarda buluşuruz.

buluştuk.